Bir Küçük Zamancık Varmış!

Bir Küçük Zamancık Varmış!

Bir varmış, bir yokmuş…
“Zaman” adında küçük bir çocuk varmış. Dünya’daki tüm insanlar bu küçük çocuğun daha uzun olmasını isterlermiş hep. Zaman’ı kendi evlerine, hayatlarına sıkıştırmak, başkalarına vermemek ve ellerinden kaçırmamak isterlermiş. Bazen de yarışırmış insanlar onunla, ‘yeneceğim seni zaman’ derlermiş. Halbuki zamanın kimseyle yarışmak gibi bir niyeti de yokmuş.. Kısacası Zaman, herkesin bir şekilde sahip olmak istediği, bazen de yerdiği ve istemediği bir çocukmuş.
Bu küçük çocuğumuz her ne kadar sevilmekten, istenilmekten hoşlansa da, bu kadar çok insanın isteğine göre şekil almak onu yormaya, yıpratmaya başlamış. ‘Neden illa evlerinde olayım insanların? Neden insanlar benim onlara uymamı istiyorlar da, benimle sohbet etmeye, beni anlamaya, dinlemeye özen göstermiyorlar?’ diye düşünüyormuş artık..
Yine böyle herkesin ihtiyacı olduğu ama değer vermediği bir günde Zaman, ‘ Yetti artık’ diye düşünmüş. Uzayıp kısalmaktan, sahiplenilip dışlanmaktan ve bir o yana bir bu yana savrulmaktan çok yorulmuş.
‘Bu kadar yeter’, demiş. “Zamanın da yalnızca akmaya, ‘zaman’ olmaya ihtiyacı var yahu. Yeter beni kalıplara soktuğunuz, ajandaların küçük kutucuklarına sığdırdığınız.. Zaman, zaman olma zamanı” demiş ve tüm insanlara zamanı fark etmeleri için bir ders vermeye karar vermiş.
Bir gece herkes uyurken tüm dünyayı dolaşmış ve tüm evlerin kapılarını kilitlemiş, tüm anahtarları da atmış cebine. Ertesi gün dışarı çıkmak, koşuşturmacaya devam etmek isteyen insanlar ne açacak bir kapı, ne de bir anahtarlarının olduğunu görmüşler. Kimse bir şey yapamamış, kalakalmışlar oldukları yerde, evlerinde.
Bu sırada bizim Zaman adlı küçük çocuğumuz ise özgürce, şarkılar söyleyerek dolaşıyormuş sokaklarda. Artık kalıplar içinde boğulmuyor, esneyip kısalmıyormuş. Yalnızca ‘zaman’ olabilmenin tadını çıkarıyormuş. Çünkü hiçbir insan zamanı uzatmaya ya da onu sıkıştırmaya çalışmıyormuş.
Nihayet Zaman, özgürlüğüne kavuşmuş. Evlerinde kalan herkes onun sevinç çığlıklarını duymuş camdan. Kafalarını uzatıp baktıklarındaysa, tek ihtiyaçları olan şeyi görmüşler. Zaman, bu haliyle çok daha güzelmiş. İnsanların zorla yaşlandırdıkları Zaman aslında küçücük özgür bir çocukmuş. Kimsenin duymak istemediği saatin tik takları değilmiş Zaman’ın asıl sesi. Neşeli şarkılarla mutluluk veren bir sesi varmış aslında..
Zamanı değiştirmeye, farklı kalıplara sokmaya çalışırken ne biz mutluyuz, ne de zaman. İkimiz de kendimiz gibi hissetmiyoruz bu kalıpların içinde. Ne zaman özgürlüğüne kavuşuyor akrep ve yelkovanın arasında, ne de biz sahip olduklarımızın farkına varıyoruz bu koşuşturmacada.
Zaman’ın bizi kalıplara değil de yalnızca evlere soktuğu bu vakitte, yalnızca onun sesine kulak vermeyi, dinlemeyi, anlamayı ve akışın güzelliğinin farkına varmayı deneyebiliriz belki de. Zaman’ı tanımayı deneyebiliriz..
Sevgilerle,
Betül Zehra Darcan.

Related Posts

Yorum yazin