KARAKTERİNİZ KADERİNİZ Mİ?

KARAKTERİNİZ KADERİNİZ Mİ?

“Bir insanın karakteri onun kaderidir. (HERAKLİTOS)”

Birçok insanın arasında sizi diğerleri olmamanızı sağlayan özellikleriniz var. Özgün ve taklitsiz olan… Her insanın yaşadığı hayattan böylesine farklı beklentileri olması, birbirinden farklı gülüp ağlaması, kardeşlerin bile onları farklı kılan özellikleri olması ve işte bu sizi benzersiz yapıyor. Hayatınızın
büyük çoğunluğunu siz seçiyor ve siz yönetiyorsunuz.Aldığınız kararlar da ve seçimlerinizde etkili olan ve diğer insanlarla aynı hayatı paylaşmamanızın sebebi de karakteriniz. Ortak ilgi alanlarınız, mesleğiniz ya da cinsiyetinizin aynı olması sizi aynı insan yapmaz ve tam olarak burada karakterinizin nasıl şekil aldığı önemli hale geliyor.Herkes kendi karakterinden ve ahlakından bahsedip durur da kimse üzerine düşünmez. Kime sorsanız eşi ve benzeri olmayan bir hayat sürme peşinde ama bu benzersiz hayatta kendine benzeyenlerle olmak ister, nasıl mümkün olacaksa artık!

“Dünyayı değiştirmek istemiştik ama perişanca yenildik.Şimdiyse ben değişmemek için dünyaya
direniyorum.”

(Noviembre-2003)

Mehmet Ali Bulut’un kitabı Elfabe el yüz çizgilerinden karakter tahlilini anlatıyor ve bu kitabı çok ilgi çekici
bulmuştum aynı zamanda karakter tahliliyle ilgili de birçok kitaba baktım ancak birinin karakterini tahlil
etmeden önce günümüzde kendi karakterimize şekil veren faktörleri bilmek daha önemli diye
düşünüyorum o yüzden ilk olarak karakterimizin nasıl oluştuğuna bakalım.

Daha anne karnındayken annenizin duygularını algılayabiliyorsunuz.Sürekli endişe duyan,bebeğini
istemeyen,zararlı madde kullanan bir ebeveynin bebeğin üzerindeki etkisi farklı oluyor.Anne karnındaki
faktörler yaşadığınız bazı kaygı ,utangaçlık,dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu ve davranış bozukluğu
gibi sıkıntılara yatkın bireyler yetişmesine sebep olabilir.Aynı zamanda cinsiyetiniz ve sırf o cinsiyette
doğduğunuz için alınan oyuncakların ve renk seçimlerinin karakter oluşumunda etkili olduğunu
düşünüyorum.

Hormonların karakter üzerindeki etkisi

Hormonlarınız iç salgı bezlerinizden kanınıza geçen ve organlarınızın yaptıkları işi düzenleyen
maddelerdir. Hormonlarınızın azlığı veya çokluğu diyabet, akromegali, Cushing hastalığı, Hipertiroidi gibi
rahatsızlıklara neden olabilir. Aynı zamanda hormonların azlığı veya çokluğu karakterinizde ve davranışınızda da etkisi gözlemlenmiş. Bununla ilgili bir makaleden alıntıları sizinle aşağıda paylaştım:

“Toronto Üniversitesi’nin 1999 yılında DRD4 geni ile yapmış olduğu enteresan bir araştırma var.
Araştırma, DRD4 geninin uzun formuna sahip Heteroseksüel ve Homoseksüel erkeklerin
maceraya daha yatkın olduğunu gösteriyor.

Serotonin de dopamin gibi beyinde etkili görev yapan bir hormondur, eksik veya fazla olması
karakter oluşumunu etkiler. Serotonin en bilinen etkileri insana mutluluk, canlılık ve zindelik hissi
vermesidir. Serotonin aşırı düşük olduğu hallerde keyfsiz, tepkisiz, intihara, şiddete eğilimli, normalin
üzerinde olduğu durumlarda ise aşırı titiz, aşırı düzenli ve aşırı evhamlı bir ruh hali görülür.

Kişinin sosyal statüsüne göre beyindeki serotonin yükselir. Düşük kolestrol saldırgan, kavgacı, agresif ve kontrol edilemeyen kişilik bozuklukları gibi semptomların görülmesine sebep olur. Erkek çocukları üç nesildir gangster olan Hollandalı aile ile yapılan bir genetik çalışmada ailenin erkeklerinde monoamine oxidase A geninin değişik bir versiyonu bulundu ve bu değişik versiyonun kodladığı monoamine oxidase hormonunun da kanda kolesterol seviyesini düşürdüğü tespit edildi. University College London tarafından yapılan araştırma, testosteron miktarı arttıkça kadınların daha bencil, daha inatçı, olduğunu ortaya çıkardı.”

Dipl. Biologe Mehmet Saltuerk

Institute for Genetics University of Cologne

 

Aile ve yetiştirilme tarzı, travmalar

Çocuğun ilk ait olduğu topluluk ailesidir. Ailenin çocuklarını tanıması yönlendirmesi ve gelişimi için
yaptığı her şey çok önemli bir konuma sahip.Çocuğun sosyal becerilerini geliştirmek, sağlıklı iletişim
kurmak,ilgi alanlarını tespit etmek ve ona bu alanlarda imkanlar sunmak aynı zamanda ebeveynlerin
karakter özelliklerini çocuklar taklit edeceğinden iyi bir örnek olmak ve ona özgür bir alan tanıyarak
kendini keşfetmesini sağlamak ailenin temel görevidir.

İyi yetişmek ve yetiştirilmek herkesin hakkı ancak maalesef bunu seçemiyoruz. Daha önce okuduğum bir kitap: ‘ Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk’ bir çocuk psikiyatrisinin öyküleri. Kitabın yedinci bölümünde satanik bir kültün üyeleri tarafından taciz edilen bir grup çocuktan bahsediyor. Sekiz kült üyesi sadece çocuk tacizi değil aynı zamanda toplu tecavüz ve on yedi yaşındaki bir kızında ayin cinayetine kurban edilmesinden sorumlu.Bir çocuğun davranışlarını ve hayatını tamamen etkileyebilecek bir travma. Bu duruma maruz kalmış bir çocukta ahlaksızlık ,topluma uyum sağlayamaması gibi sıkıntılar olağandır ve bu nedenle dışlanmak,yargılanmak çok daha iç acıtıcı hale gelecektir.

“…Kötü muamele gören çocuklar kafa karıştırıcı ve önemsizmiş gibi görünen ‘hassasiyetler’
sergileyebilir. Çok uzun süre devam eden göz teması hayatı tehdit eden bir sinyal olarak görülebilir. Omuzda hissedilen dostane bir dokunuş bir çocuğa üvey babası tarafından yapılan cinsel istismarı hatırlatabilir. İyi niyetli, nazik bir şakalaşma bir başkası için tıpkı evde deneyimlediği o bitmek bilmez alaycı ve küçük düşürücü duygusal tacize benzer utanç verici sözlere dönüşebilir. Evinde hiçbir şeyi yeteri kadar yapamayan bir kızdan kara tahtada problem çözmesini istemek onun için dehşet verici olabilir.”

(Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk — ek bölüm)

Yaşanılan çeşitli travmalar insanların davranışlarında ve karakterlerinde büyük değişikliklere yol açıyor. Sürekli tehdit altında dövülerek yetiştirilen ve boyun eğmeye alışmış birinden cesaretli ve özgüvenli hareket etmesini bekleyemezsiniz.Cinsel tacize uğramış bir çocukta ahlak değerlerinize uymayan davranışlar görebilirsiniz. Tecrübeleriniz ve seçiminiz olmayan birçok şey sizin çok farklı bir insan olmanıza sebep olabilir.Ciddi bir travma yaşadığınızda karakterinizde genleriniz, hormonlarınız ya da anne karnında yaşadıklarınızın etkisi çok daha az olacaktır.

Okulun ve eğitimcilerin karakter oluşumunda yeri

Çok küçük yaşlarda anaokulu veya kreş ile başlayarak eğitim hayatınıza devam ediyorsunuz.Bu
durumda eğitimcilerin özellikle ilkokul çağında size temel değerleri kavramanız ve iyi örnek olması için
çalışması çok önemli.

Okullarda görülen disiplin eksikliği sonucu çıkan çatışmalar ahlakın ve temel değerlerin öğretilmesini
gerekli kılmıştır.Karakter üzerinde tek başına bir etkisi olmasa da okulda geçirilen zamanı
düşündüğümüzde bu sorumluluğun okullarda da geliştirilmesine sebebiyet veriyor. Eğitimciler akademik
başarının yanı sıra karakter eğitiminde de rol almalı ve de çocukları kendisinin aynası yapmak değil
yapabileceklerinin bilincinde çocuklar olmasını sağlamaktır.

Ryan ve Bohlin (1999), öğretmenlerin iyi karakter eğitimcileri olmaları için yedi tane yeterlilik
olduğunu düşünür. Bunlar:

1. Öğretmenler iyi karaktere ve karakter oluşturmaya örnek olabilmelidir.
2. Öğretmenler, öğrencilerinin karakter gelişimini mesleki bir sorumluluk ve öncelik haline
getirmelidir.
3. Öğretmenler öğrencileri ile hayattaki doğrular ve yanlışlara ilişkin konuşabilmelidir.
4. Öğretmenler çeşitli etik konularda kendi konumlarını net biçimde tanımlayabilmeli; ama kendi
görüş ve düşüncelerini öğrencilere yüklememelidir.
5. Öğretmenler başkalarının yaşantılarını anlayabilmeleri için çocuklara yardımcı olmalı, kendi
dünyalarından çıkarak başkalarının dünyasına girebilmelerini sağlamalıdır.
6. Öğretmenler kendi sınıflarında olumlu bir değerler sistemini, yüksek etik standartlarının
bulunduğu ve herkesin birbirine saygı duyduğu bir ortamı oluşturabilmelidir.

7. Öğretmenler okulda ve toplulukta öğrencilere fedakar ve etik davranma deneyimi ve pratiği
verecek faaliyetler sağlayabilmelidir.

 

( HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ DERGİSİ- MELEK DEMİREL)

Öğretmenlerin bu maddeleri uygulamamasından ziyade tam tersini uyguladıkları durumlar
oluyor.Öğretmenin bazı öğrencilere ayrıcalıklı davranması, öğrenciyi başarısıyla yargılaması ve ona
değer vermemesi ya da rencide ettiği bir sınıfta bulunan ve bundan nasibini alan öğrencinin davranış
sıkıntıları olacaktır.Eğitimci olmak duygusal sorumluluğu da beraberinde getiriyor.İletişimde yapılan
hatalar çocuklar üzerinde olumsuz etkilere yol açıyor.Karakterinizde rol oynayan eğitimcilerin sizi kolay
insan tipine (boyun eğen) zorlaması çok sık yaşanır. Bir öğrenciyle çatışmaya girmek ya da ahlaki
değerlerini yargılamak bir eğitimci için yapılmayacaklar listesinde en son şey olmalıdır.

Disiplinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi ancak karşılıklı iletişimde saklıdır. Eğitimciler hayattaki doğru ve yanlış olanları öğretmek için değil konuşabilmek için vardır. Empati kurulmadan yapılan sürekli dayatmalar sonuçsuz bir
çabadır. Eğer öğrenciye verilen görev onun için gerekliyse bu bir emir olarak değil iradesine bırakılarak
verilmeli bu sorumluluğu almadığı takdirde sadece yardımcı olmaya çalışılmalı ve nedenleri
araştırılmalıdır. Yapmak zorunda oldukları olarak değil yapıldığında gerçekten iyi hissettirmesi öğrenci de
istek uyandırır. Okulların en büyük sıkıntısı öğrencilerle iletişimdir bunun için öğretmenlerin sadece yol
gösterici olmaya takıntılı olması değil aynı zamanda gelişmeye yeniliklere açık olması ve her zaman
hayal ettikleri karakterde çocuklarla çalışmayacaklarını bilmeleri gerekir.

İnsanlar birbirinden nefret ettiklerinde karakterlerine laf atmaya başlarlar. Karakter insanın ona bağlı bir
çıkıntısı gibi görülür.Oysa kişi karakterinde tek başına bir etken değildir.Tüm seçimleri ve seçmedikleri bu
oluşumda etkilidir. Kendinize baktığınızda eksik gördüklerinizi ya da iletişim kurduğunuz insanların
söylediklerini göz önünde bulundurun. Gerçekten nasıl biri olmak istiyorsunuz? En önemlisi bu!
Karakteriniz gerçekten de kaderinizi belirler. Tüm çevresel faktörler size bir oyun hamuruymuşsunuz gibi
şekil vermeye çalışır sizi kendi ahlaki kurallarına göre yargılarlar.Bulunduğunuz kurumlara , insanlara
uyum sağlamak zorunda değilsiniz. Siz olmak istediğiniz halinizle kalın.

Yıllar boyunca , herkesin ahlakına göre yaşamayı istedim. Kendimi herkes gibi yaşamaya, benzetmeye zorladım. Kendimi ayrı düşmüş hissettiğim zaman bile,bütünleşmek için öyle davranmak gerektiğini söyledim. Ama bütün bunların sonunda felaket geldi. Şimdi, kalıntılar arasında dolaşıyorum, kuralsızım, tereddütler içindeyim, yalnızım ve bunu kabullenerek, tek oluşuma ve kusurlarıma boyun eğdim. Tüm hayatımı bir nevi yalan içinde yaşadıktan sonra,bir doğru yaratmak zorundaydım.

(ALBERT CAMUS)

BADESU ŞENUZ

Related Posts

Yorum yazin