‘Sahi, bazı insanlar gerçekten daha mı başarılı?’

‘Sahi, bazı insanlar gerçekten daha mı başarılı?’

Merhaba, ben Badesu Şenuz. Bu yazımda size okuduğum bir kitaptan alıntılar yaparak, yazarın bakış açısını da kullanarak aynı şekilde düşünen herkesin hatta ailelerin, öğrenciler üzerindeki etkilerini anlatmaya çalıştım. Bir çocuğun gelişiminde etkili olan herkesi yazımda eğitimciler olarak kaydettim.

     Daha önce Malcolm Gladwell kitaplarından herhangi birini okuyan var mı?
Eğer yazar hakkında biraz fikir sahibiyseniz Outliers (Çizginin Dışındakiler) kitabını mutlaka duymuşsunuzdur. Kitabın kapağında bir soru var:

” Bazı insanlar neden daha başarılı olur?”

Malcolm Gladwell kitap boyunca bu soruya cevap vermeye çalışıyor. Ancak ben cevap veremediğine inanıyorum. Gladwell ilk bölümde Matta Etkisinden bahsediyor. Matta Etkisinde, yılın ilk üç ayında doğan çocukların diğer aylarda doğan çocuklardan çok daha hızlı yetenek ve becerilerini gösterebildiklerini savunuyor.  Yılın ilk aylarında doğanların dünyayı daha erken gördüğünü ve
çevresindekilere daha çabuk anlam verip kendinden bir kaç ay sonra doğacak çocuklara fark attığını iddia ediyor. Hatta bize bir önerisi bile var: ”İlk ve Orta dereceli okullar Ocaktan, Nisan’a kadar doğmuş olanları bir sınıfta, Mayıs’tan Eylül’e kadar doğmuş olanları bir sınıfta…” Bu şekilde çocukları doğduğu aylara göre ayırarak geç doğan çocukların dezavantajlarıyla başa çıkabileceğimizi iddia ediyor ve bu şekilde başarı mekanizması adı verdiği çarkın işleyeceğini söylüyor. Bir çocuk nasıl doğduğu aya göre sınıflandırılır?

Ona diğerlerinin ondan daha yetenekli olabileceklerini ve bunun da sebebinin bir kaç ay büyük olduklarını söylemek yeteneklerini köreltmek değil midir? Birkaç ayı unutun öyleyse bizden yaşça büyük olan bir insan bizim için sınır mıdır? Her yaşı büyük olan tecrübeli ve güçlü müdür?  Bize spor dallarında başarı gösteren sporcuların çoğunlukla yılın ilk üç ayında doğduklarını, geriye kalan aylarda doğanların azınlık olduğu ile ilgili grafikler de sunuyor kitap. Bir çocuğu daha eğitim hayatının ilk senelerinde başarısız doğmakla suçlamak onun başarısızlığına neden olmaktır. Bu baştan aşağıya ayrımcılıktır.

         Kitaba göre bir başka başarı sırrı ise on bin saat kuralı. Bir insan eğer bir konuda ne olursa olsun on bin saatten fazla çalışırsa başarılı olmama ihtimali olmadığı iddia ediliyor ve bugüne kadar başarılı olan herkesin on bin saate ulaştıklarını söylüyor. Gladwell bu bölümde aslında bir insanın başarısının tamamını doğuştan yeteneğe ve çok çalışmaya bağlıyor. İnsanın yeteneksiz olduğu bir konuda bile çok çalışırsa başaracağını
söylüyor.

Peki zaten yetenek dediğimiz şey ilgi değil midir?
İnsanlar eşit yaratılıştadır. Yöneldikleri alanda ilgileri ortaya çıkar. Başarılı olmaları için sadece yetenekli olmaları değil gerçekten sevmeleri yeterlidir. İlahi bir güç insanlara sen sporcu sen bilim adamı sen yazar olacaksın demez. İnsanlar yönelir ve seçerler. Bir insanın inandığı işler uğruna çalışması elbette mükemmel bir uyum ancak insanların çalıştığı alanda uzmanlaşması için ne kadar çalıştığı değil ne nitelikte çalıştığı önemlidir. Bilgiyi ve öğrenmeye olan isteği saatlere sığdırmak ne kadar acı?  Bir bilginin değeri ve emek on bin saate mi eş değer yani? Ne isterseniz başaracaksınız ne isterseniz olacaksınız ama on bin saat çalışırsanız. On bin saat Tanrı olmak için çalışsam Tanrı mı olurum? Sonuç vermeyecek bir soru sordum ve bunun için çalıştım ve asla içini bilgiyle dolduramadığım bir on bin saat elde ettim. Asıl başarısızlık çalışma süresini sınıflandırmak ve onu kendi içinde hapsetmek ve insanlara bu kadarla adam olabilirsin demektir.

Gladwell dokuzuncu bölümünde Marita adlı küçük bir kızın yoksul olduğu için başarısız olacağını ancak onun elinden tutup çeken mükemmel bir okuldan yani KIIP’ten bahsediyor. Marita okulunu şu şekilde anlatıyor:

  • “Beşinci sınıfta başladığımızda, eski okulumdan bir kızla görüşmeye devam ediyordum ve her Cuma okuldan çıktıktan sonra onun evine gidip ev ödevlerimi onun evinde yapıyordum. Onun hiç ev ödevi olmuyordu bana okulda çok vakit geçirdiğimi söyledi. Sonra KIPP’e gitmeyi düşündüğünü ancak çok zor olduğu için oraya gitmek istemediğini söyledi. Hevesi çok kırıldı, çünkü beşe kadar okulda kalıyorduk ve çok ev ödevimiz oluyordu; ben ona çok ev ödevi yapmanın sınıfta daha başarılı olmamıza yardım ettiğini söyledim. Bunları dinlemek istemediğini söyledi. Artık bütün arkadaşlarım KIPP’ten.”

Kitaptaki KIIP, kaybedenleri kazanana dönüştüren mucize okulun hikayesi olarak geçiyor.Bu okulda öğrenciler koridorda tek sıra halinde yürüyor. Çocuklara küçük yaşta ağır ödevler veriliyor. Gladwell’e göre yoksul bir çocuk böyle bir dezavantajlılık içerisinde elbette hayal kurmaya hakkı olsa dahi herkesten daha çok çalışmalı. Gladwell’e göre Marita’nın metrekarelerce oyu alanlarına ve pırıl pırıl tesislere, dizüstü bilgisayara ve daha yüksek bir IQ ihtiyacı yok. Marita adeta bunlara sahip olmadığı için başarısız doğmuş bir çocuk ve onlara bu imkanı nasıl verebileceğimizi konuşmak yerine ona daha çok çalışma fırsatı veren okulunu tebrik ediyor. Marita’ya yüklenen sorumluluklarda yada sporcuların doğdukları aylara göre sıralanmasında , on bin saat kuralında ve olduğu gibi insanı sınıflandıran birçok eğitimci var. Sınıflandırıcı eğitimdeki bakış açısını anlatmak için yazarın sözlerinden sürekli alıntılar yaptım. Ne kadar kırıcı olduklarını görebilmeniz için. Her insan sınırsız bir potansiyeldir. Her insan sonsuz başarıdır. Başarıyı en iyi üniversitelerde ve ders notlarında aramayı bırakıp ne zaman herkesin kendi zirvesi olduğunu öğreneceğiz? Çocukları sınıflara ayırmaktansa nasıl özgür ve sınırsız düşünmeyi öğreteceğiz? Ne kadar yaratıcı olabileceklerini görmeye çalışmak yerine onlara sürekli bilgi yükleyerek onların çok daha sıra dışı düşünmesini kısıtlayacağız. Oysa bilgiyi bile hatalı ve eksik öğretirken biz çocuklara yüksek not almaları için daha çok çalışmaları gerektiğinden bahsedip duruyoruz.

Sebastien Balibar
 Sebastien Balibar

 

Sebastien Balibar çok güzel özetlemiş:
”Ohm Kanunu’dan çok iyi bildiğimiz elektrik direnci, her zaman kablonun uzunluğuyla orantılı bir ilişki içinde değildir. Bu gerçeği Ortaokul öğrencilerinden saklamaya devam mı etmeliyiz?  Bu soru ,aslında pedagoji sorusudur; bilim öğretirken, verdiğimiz bilgileri bilimin bir avuç şartlı doğrularıyla sınırlı mı tutmalıyız? O zaman meseleyi kavramak için imajlara ihtiyacımız olacaktır; eşitlikler bize yeterli olmayacaktır. Bizler rasyonel bilim insanlarıyız ve bizim bile hala olayları anlamak için hayal gücüne ihtiyacımız var. Cefakar , ancak bir o kadar da hesaplamalarının sınırlarını onca çizimle ispatlama gayreti içinde olan matematikçi meslektaşlarımın, bu yolda ne kadar ilerleme kaydettiklerini merak ediyorum.”

 

Bilgi yüklüyoruz ancak doğruluğu olmayan bilginin soru çözmek dışında çocuğu nasıl geliştireceğini düşünmüyoruz bile. Gerçekten bilgiyi şartlı doğrularla kısıtlamadığımızda çocuklar o bilgiyi hayatlarında kullanabilecekler hatta belki geliştirip üretken bireyler olacaklar. Eğitim öğretimde eğitimcilerin yaptığı en büyük hata sınıflandıran düşüncedir. Verilen bilgiyle yetinmelerini beklemek ve bu bilgilerle maksimum notlara ulaşanı ayakta alkışlamak! İşte en büyük hata bu. Çok çalışmalıyız ama en çok düşünmeye çalışmalıyız. Hangi sistem olursa olsun sizi belli kalıba sokar. Yaratıcı olmak ve öğretilenden fazlasını bilmek maalesef öğrencilerin kendi kendilerine öğrenmesi gereken bir iş. Asıl başarılı öğrenci ahlakıyla empati kurabilen, robotlaşmayan ve düşüncelerini tek noktada toplamaktansa geniş açılardan bakarak çözüm bulan, her zaman olasılıkları olandır. Bu şartlarda dahi öğretilenlerden fazlasını öğrenmeye çalışmak bence başarının asıl tanımıdır. Maksimum sonuçlar elde etmek bir insanı zirveye taşımaz. Zirve her insana özeldir ve herkesin ulaşabilecekleri belirli bir daire içinde değildir ve dairenin dışına çıkan elenmez. Evet bu bir çark ama herkesle uyumlu dönmediğinde kopup giden bir dişlisi yok!

Badesu Şenuz

KAYNAKÇA:

Malcolm Gladwell Outliers
Sebastien Balibar Atom Ve Elma

Related Posts

Yorum yazin